1. Sultan Suyu Gibi Chaglayip Akma 2. Hizir Pasha Bizi Berdar Etmeden 3. Bize de Banaz’da Pir Sultan Derler 4. Kadilar Muftuler Fetva Yazarsa 5. Her Agacin Kurdu Ozunden Olur 6. Bu Yil Bu Daglarin Kari Erimez 7. Alchakta Yuksekte Yatan Erenler 8. Derdim Choktur Hangisine Yanayim 9. Rehberim Ali’nin Devri Yuruye 10. Karshida gorunen Ne Guzel Yayla 11. Shu Kanli Zalimin Ettigi ishler 12. Sabahtan Cemalin Seyran Eyledim 13. Uyur idik Uyardilar
Damacana Su Bayiliği Alın : 1- 10.000 Damacana Su Bedava
2- 19 litre Damacana Dolumlar 0.59 TL
3- Bedava demirbaş damacana
4- Full Sebil ve Pompa desteği
5- Full reklam masrafları desteği
6- Tabela , cam ve araç giydirme
Damacana Su Fabrikalarımız: 1- Akdamla Su
2- Damak Su
3- Uludağ Su Su Bayiliği Başvurusu: 0 532 212 07 46
- Veznedar.com Doğal Bitkisel Takviyeler - -- Çakşır Köklü Süper Karışım
-- Yüksek Cinsel Başarı - Saatlerce Taş Gibi
-- Erkekte Cinsel Organda Büyüme
-- Yan Etkisi Olmayan Afrodizyak
-- Yanınızda Bulunsun Acil Durumlarda :)
Fiyatı: 119 TL Satın Al
Filmin Konusu Ozgur(Shafak Sezer) zengin bir ailenin evladidir. Ancak hayatindan memnun degildir. Ne cimri babasindan destek gormekte. – ne de zengin kayinpederinden… Ozgur’un gechmishten gelen sevgilisi olan Shale (Ozlem Hasgul) chikaracagi album ichin maddi destek beklemektedir. Bu destegi bulamayinca Ozgur’u. – gizlice chektigi bir shantaj kaseti ile tehdit eder. Kalbi kirik bir kadinin ’kadinca’ intikami gibi gorunen bu durumun arkasinda aslinda chok buyuk hesaplar vardir.
Ozgur bu durumdan chikabilmek ichin kolpachi arkadashlari Sabri(Aydemir Akbash) ve Tayfun’dan( Ali Chatalbash) yardim ister. Kendisine chok guvenen bu ekip. – Ozgur’u kurtarmaya chalishirken. – kendilerini daha buyuk belalarin ichinde bulurlar
Üyelik Sharti Bulunmayan. - Sure Sinirlamasi Olmayan. - Premium Üyelik vs. Satmayan ve Her Yerinden Reklam Fishkirmayan; İnternet Kullanicisina Hizmet Etmeyi Amach Edinmish ve Bunu Yaparkende Maddi Chikarlar Gozetmeyen Paylashim Platformunuza Hoshgeldiniz…
Daha Kaliteli Bir Hizmet İchin Lutfen Facebook Fan Kulubumuzu Begenin. - Bu Sayede En Son Eklenen İcherigimizden Aninda Haberiniz Olsun…
Forum Saati: 09:52 PM. Zaman dilimi GMT +3 olarak ayarlanmishtir.
Tasarim: Mekanin Net Team
YASAL UYARI : Sitemiz. - 5651 sayili yasada tanimlanan -yer saglayici- olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya gore. - site yonetiminin hukuka aykiri icherikleri kontrol etme yukumlulugu yoktur. Bu sebeple. - sitemiz -uyar ve kaldir- prensibini benimsemishtir. Telif hakkina konu olan eserlerin yasal olmayan bir bichimde paylashildigini ve yasal haklarinin chignendigini dushunen hak sahipleri veya meslek birlikleri. - telif@sonmezguducuoglu.biz mailine yazabilirsiniz. Ayrica Sitemizde tum yer alan dosyalar rapidshare. - hotfile. - google. - yahoo. - movshare vb sitelerde barindirilmaktadir…
Çocuk Doktoru Ercüment ten Sitma yani malarya hastaligi hakkinda bir derleme:
Sıtma, “Plazmodyum vivax ” denilen tek hücreli bazı asalak ( parazit ) ların insan±n kara ciğer parankim hücreleriyle kanda “Alyuvar lar” içinde parazit lenmesiyle oluşan ve aralıklÄ ateş yükselmesi, titreme, terleme, kansızlık, dalak ve karaciğer büyü mesi gibi belirti ve bulgulara yol açan bulaşıcı bir hastalıktır. İnsanda sıtma etkeni olan dört ayrı plazmod yum çeşidi vardır. Bunlar, “Plazmodyum vivaks”, “Plazmodyum malarya”, “Plazmod yum falsipa-rum” ve Plazmodyum ovale”dir. Sıtma çok eskiden beri tanınan bir hasta lık olmakla ve yapılan yaygın çalıÅmalarla birlikte, dünyada henüz tam olarak çözüm lenmemiş bir sorundur. Günümüzde 100 milyona yakın sıtma hastasının bulunduğu ve her yıl bir milyon insan ın sıtma nedeniyle kaybedildiği sanılmaktadır. Sıtma, ülkemizde de önemli sağlık sorunlarından biri olma özelliğini göstermiştir. 1᙮ yılında ülkemizde yaklaşk 146 bin sıtmalı olduğu sapta nmıştı. Ancak gerçek sayı bunun en az 10 katıydı. 1945yılında sıtma savaş kanunu yürürlüğe girip, sıtma hasta lığıyla devletin etkin bir savaş a girişmesi sonucu 1970 yılında saptanan sıtma olayı sayısı 1263′e düşmütÃr. Bu hastaların büyük bir çoğunluğu Çukur ova çevresinde yaşamaktaydılar. Ancak tarımsal sulama çalş malarının gelişmesi sıtma etkenini taşıyan sivrisinek lerin böcek öldür ücü ila§lara karşı direnç kazanmaları ve sıtmayla savaın eski önemini kaybetmesi sonucu 1970 yılından bu yana
SoJ; Batak lıklar ve kirli sular, sivrisinek/erin üreme leri için uygun ortamlardır. Üst: İnsandan kon emmekte olan bir sivrisinek. Plazmod yum malarya fşizont)
sıtmalı hastaların sayısı her geçen yıl belli bir artış göstermiştir. Çocuk Doktoru Ercüment Nitekim 1977 yılında ülkemizde saptanan sıtma vaka larının sayısı 120,000′e yükseldi. Üstelik bu vakalara ülkenin birçok bölgesinde rastlanmaya başlandı. Sıtmanın ülkemizde yeniden bir hortlama dönemine girmiş olması, sıtma savaş programlarına yeniden ağırlık verilmesi zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır.
Sıtma hasta lığının bulaşmasında taşıyıcılık görevini Anofel adlı sivrisinek türünün dişileri görür. Dişi anofel önce hasta insan ların kanım emer. Daha sonra da sağlıklı kişilerin kanını emerken, sıtma etkenini bulaştırır. Sıtma hastalığının etkeni olan plazmod yumu hastadan emdiği kanla kendi vücuduna alan sivrisinek, etkenin burada çoalmasına konaklık eder. Plazmodyum-lar çoğalıp, sivrisineÄin tükürük bezine geçerler. Sivrisinek teki bu Ãoğalma biçimine “Sporogoni” denir.
Sivrisinek sağlıklı bir insanı soktuğunda salgıladığ± tükürük salgısıyla birlikte sıtma etkenini de kişinin kanma karıştırır. Böylece sağlklı bir insan a bulaşan sıtma etkeni, bu yeni konağın önce karaciğer parankim hücrelerinde çoğalır. Daha sonra buradan kana1 geçip alyuvarların iine girer. Alyuvar lara giren plazmodyumlar burada da çoÄalırlar ve bir süre sonra alyuvarları patlatıp yeniden kana karışırlar. Kana karışan plazmodyumlar yemden başka alyuvarlara girerek çoğalmalarım sÃrdürürler.
İnsan vücudunda karaciğer parenkim hücreleri ve alyuvarlar içindeki bu çoğalmaya da âŞizogo-ni” denilir.
Her plazmo dyum çeşidi için belli olan çoğalma süresinden sonra içinde çoğaldıkları alyuvarları patlatıp kana karı±rlar. Bu çoğalma süresi plazmodyum vivaks ve plazmodyum ovale için 48, plazmodyum malarya için 72, plazmodyum falsiparum için de 36 – 48 saattir. Plazmodyumla-rın yani sıtma etkeni olan asalağın belli aralıklarla alyuvarlar patlatmasından hemen sonra da “Sıtma nöbeti” denilen belirtiler zinciri ortaya çıkar. Bunlar; alyuvarların patlamasıyla kana karıÅan alyuvar artıkları, alyuvarlara kırmızı rengi kazandıran hemoglobin denilen renkli madde ve kana karışan plazmodyumlardır. Başlangıçta sıtma nöbetleri düzensizdir, çünkü alyuvarların patlamaları düzensizdir. Daha son-
raları ise plazmodyum tÃrüne bağlı olarak sıtma nöbetleri belli aralıklarla belirmeye başlar. Plazmodyum vivaksm neden olduğu sıtmada alyuvarlar 48 saat içinde patlar. çüncü gün, sıtma belirtilerinin bulunduğu gündür. Bu nedenle plazmodyum vivaksm yol açtığı s±tmaya “Üç günlük sıtma” denir. Plazmodyum malaryada alyuvarlar 72 saatte patlarlar. Sıtma nöbeti dördüncü günde ortaya çıkar. Bu nedenle plazmodyum malaryanın yol açtığı sıtmaya “Dört günlk sıtma” denir. Yani nöbetler dört günde bir gelir. Plazmodyum falsiparumda alyuvarlar 36-48 saatte patlarlar. Öyle ki burada sıtma nöbeti ikinci ya da üçüncü günde görülür. Buna göre iki. gÃnlük sıtma ya da üç günlük sıtma gelişir. Plazmodyum falsiparum genellikle dalak, karaciğer, kemik iliği gibi organların kılcal damarlarında §oÄalır. Plazmodyum ovalede, alyuvarlar 48 saatte §atlar..Sıtma nöbeti üçüncü gün olur. Bu tipe de “Üç günlük sıtma” denir. Plazmo dyum falsiparumla bulaşan alyuvarlar birbirlerine ve damarların iç duvarlarına yapışma eğilimindedirler. Bunun sonucu olarak kılcal damarlarda kan dolaşımı yavaşlar, kan damarl arının geçirgenliği değişir ve bazı kılcal damarlar da tıkanır. Özellikle beyin olmak üzere kılcal damarları tıkanan dokularda kanama, şişme ve oksijen azlıı gelişerek tehlikeli belirtiler ortaya çıkar. Anımsanacağı gibi patlayan alyuvarlarla birlikte kana hemoglobin maddesi de fazla miktarda karışmaktaydı. Beyin, karaciÄer, dalak ve deri gibi organlar, bu maddenin fazlaca birikmesine bağlı olarak gri-siyah bir renk al±rlar. Dalak başlangıç ta yumuşaktr. Müzmin-leÅmiş vakalarda ise büyür ve sertleşir. Dalakta kanama odaklan gelişebilir. Büyümüş ve sertleşmiÅ olan dalak kendiliğinden hafif bir darbeyle yırtılabilir. Plazmodyum vivaks sıtmasında kuluçka d¶nemi kişinin bağışıklığına göra 8-24 gün (bazen de çok daha uzundur) sürebilir, Bilindiği gibi kuluçka döneminde bulaşma olmasına karşın, hastalık belirtileri ortaya çıkmaz. Kuluçka döneminin sonunda hastalık bazen genel rahatszlık belirtileriyle çoğu kez de sıtma nöbetleriyle aniden baÅlar. Tipik bir sıtma nöbeti titreme (soğuk), ateÅ (sıcak) ve terleme olmak üzere 3 dönemde geliÅir. Titreme (soğuk) döneminde, hastada şiddetli bir üşüme duygusu, titreme, bulantı, kusma, baş aÄrısı, sık idrara çıkma gibi belirtiler görülür. Hastanın yüzü soluk, nabzı hızlı ve dolgun, derisi hafif morarmıştır. Titreme, genellikle 15-Ȝ dakika kadar sürer. Bu dönemin sonunda hastan±n ateşi yavaş yavaş yükselmeye başlar ve sıtma nÃbeti ateş (sıcak) dönemine girer. Üşüme duygusunun kaybolmasıyla’birlikte, hastanın ateşi 40°-41°C’ye yükselir. Hasta şiddetli bir sıcaklık duyar. Buna ek olarak bulantı, kusma, susuzluk, baÅ ağrısı, göz ağrısı ve karnın sol yarıs±nda kaburganın hemen altına rastlayan bölgede dalak ağrısı gelişir.Hastamn solunumu sıklaşmıştır. Derisi kurumuş, yüzü kızarmıştır. Bazı hastalarda bilinç kaybı ve sayıklama görülebilir. 2dž saat kadar süren ateş dönemi şiddetli bir terlemeyle sona erer. Hastanın ateşi terleme döneminde düşer. Nöbet sona erdiğinde halsizlik dışında herhangi bir yakınma kalmaz. Sıtma nöbetinin t¼mà yaklaşık 6-12 saat kadar sürmektedir. Sıtma nöbetleri ilerledikçe hastada bir kansızlık geliir. Kan sayımında alyuvarların sayısı azalmıştır. Nöbet sırasında hastanın kanında akyuvarların sayısı çoğalır. Bilindiği gibi akyuvarlar±n çoğalmasına “Lökositoz” denir. Tedavi görmeyen kimselerde bağışıklığın gelişmesiyle birkaç ayda nöbetlerin arası açılır, şiddeti azalır, daha sonra da nöbetler tümüyle kaybolur. Ancak bu durum, hastalık aylar ya da yıllar sonra yeniden ortaya çıktığında görülebilir. Bağışıklık oluşmayan hastalarda sıtma nöbetleri sayıca arttıkça kansızlık da ağırlaşır. Hasta çok fazla kilo kaybeder ve sonunda Ölür.
Plazmodyum falsiparum sıtmasında, öteki sıtma çeşitlerine oranla çok daha sık komplikasyonlara rastlanır. Bu komplikasyonlardan biri “Beyin sıtması” denilen durumdur. Bir başka komplikas-yonda “Sıtma hiperprelaksisi’denilen durumdur. Burada, beynin ısı düzenleme merkezindeki bozukluklar nedeniyle ateş çok yükselir ve vücutta güneş çarpmasına benzeyen bir tablo gelişir. “Karasu humması” denilen durum stmada rastlanılan bir başka komplikasyondur. Alyuvarlarında Glikoz-G-phosphotase ferment de-fekti olup genellikle soğukta kalan, fazla alkol kullanan ya da yetersiz tedavi görmüş hastalarda gelişir. Bu gibi hastalarda ateş kısa zamanda yükselir. Bulantı, kusma, sarılık, kan işeme ve böbrek yetmez liği gelişir. Böbrek yetmezliği idrarın az çıkmasına ya da hiç çıkmamasına, idrar içinde hastanın protein kaybetmesine neden olabilir. Bu hastalarÄn idrarı bir süre bekletilirse siyah bir renk alır.
Bu gibi hastalarda tedaviye karşın, ölüm oranÄ oldukça yüksektir. Sıtmada ilk nöbetin sona ermesiyle müzmin devre başlar. Ameliyatlar, yorgunluk, heyecan, iklim değişiklikleri, darbeler ve vücudun direncini kıran her türlü etken, bu devrede sıtmanın yeniden ortaya çıkmasına yol açabilir. Yeterli bağışıklık gelişmemiş olan kimselerde bu duruma daha sık rastlanmaktadır. Çocuklarda sıtma daha ağır seyreder. Beden sel ve zihinsel gelime bozulur. Sıtma sonucu ölümler çocuklarda daha sÄk görülmektedir. Sıtma hamile kadınlar için de önemli bir sorundur: Düşük, erken doğum ve Ölü doğum tehlikesini arttırır. Müzmin sıtmalı annelerin çocukları da doğuştan sıtmalı olabilirler.
Sıtma hastalığının teşhisinde, parmak ucu ya da kulak memesinden alınan kanda etkenin görülme sinden yararlanılır. Kan almadan birkaç dakika önce hastaya adrenalin zerk edilmesi kanda sıtma etkenini görme olasılığım çoğaltır. Sıtmada ilk nöbetlerden başlayarak bağışıklık gelişir ve nöbetler birkaç hafta ya da ay sonra kendiliğinden ortadan kalkar. Bağışıklık genellikle hücreseldir. Daha önce de belirttiğimiz yorgunluk, ameliyat gibi nedenler bağışıklığı güçsüzleştirdiÄinde sıtma yeniden ortaya çıkar. Yeterli bir baÄÄşıklık ohışturamayanlarda ilk nöbetlerin uzun sürmesi ve ağır geçmesi ölüm tehlikesini çoÄaltır.
Sıtmanın tedavisinde bağışıklığı olan hastalarda “Klorokin” adlı ilaç sıtma nöbetlerini durdurur. “Atebrin”, “Kinin” de bu gibi hasta larda kullanılır. Bağışıklığı olmayan hastalarda aynı ilaçların daha uzun süreler kullanılması gerekir. Kinine ek olarak “Primetaminâ ve aminöakridin türevleri (atebrin gibi) verilmesi uygundur. Sıtmanın tümüyle ortadan kaldırılması için sırayla “Klorokin”, “Primakin’\ âPrimetamin” tedavisinin uygulanması gerekir. Bu programla kitlelerde sıtma tümüyle tedavi edilebilir. Ülkemizde sıtma ilaçlarının ücretsiz olarak dağıtıldığını belirtelim. Sıtma tedavisinde yatak istirahatı, hastanın protein ve kaloriden zengin ve bol sivili besinler alması çok Önemlidir. İleri derecede kansızlık gelişen durumlarda kan nakli yapılmalıdır. Kuşkusuz sıtma hastalığına karşı alınacak en iyi önlemler hastalığın yayılmasında çok Önemli rol oynayan ve taşıyıcı sivrisinekleri barındıran pis su birikintilerinin.bataklıklarm ortadan kaldırıl^ ması, sıtmanın g¶rÃldüğü bölgelerde sağlıklı kişilerin cibinlikler altında yatmasıdır. Çocuk Doktoru Ercüment bu önlemlerin yanı sıra etkili bir sivrisinek savaşma girilmesi de gerekir. Sıtmanın yaygın olduÄu bölgelere giren sağlıklı kişilerin haftada bir kez 300 mg. klorokin almaları ve bölgeden ayrıldıktan sonra da iki hafta süreyle günde 15 mg. Primakin almaları yararlı olacaktir. Bu makale alintidir. Düzenleyen Çocuk Doktoru Ercüment.
Kansızlık birçok nedenlerden meydana gelen bir durumdur Belirtileri genellikle aynıdır ama hastalığın ve kansızlık derecesıne göre değişir Yorg unluk, zay±flık, baş dönmesi kulak çınla ması, gözlerde le keler solgunluk ve baş ağrıları en çok görülen belirtilerdir. Çocuk Doktoru Sönmez Eğer kanama ilerlemışse nefes darlığ, nabzın süratle nmesi, zayıfla ması ve nihayet koma hali görülür.
Oluş neden lerine göre üç tip kansızlık sa yılabilir: Birinci tip kansızlık kan yapımı nın azalması sonucu meyd ana gelen kan sızlıklardır: İkinci tipte kan kaybı söz konusudur: Üçüncü tip kan sızlıkta ise alyu varların yıkımında artma vardır. Çocuk Doktoru Sönmez.
Kan yapımının azalma sına bağlı anemiler:
Bu tip kansızlıklar içinde en çok görülen demır eksiklik lerine bağlı kansızlıklardır Demir vücudumuzda toplam 4 gram ka dardr Bunun 2,5 gramı kanda hemoglobi ne bağl± olarak, 1 gramı depo demiri olarak, 0,5 gramı da myoglobın olarak dokularda ve ayrıca bazı enzimlerde bulunur. Çocuk Doktoru Sönmez
Kadın larda adet kanaması esnasında, ge belikte, st verme esnasında ve çocukluk çağında demir ihtiyacı normalin birkaç katına çıkar Demir eksik liğinin nedenleri arasında, kanamaları, barsak parazitle rini ve özellikle Anadolu’da görülen top rak ve kıl yeme alışkan lklarını sayabiliriz.
Demir eksikliğine bağlı kansızlıklarda te davi için ağızdan demirli ilaçlar tablet ve ya şurup şeklinde verilir. Bu arada dışkı nın siyah renk almasının demirden olabi leceği de unutulmamalıdır. ocuk Doktoru Sönmez
Megalo blastik anemiler: Karaciğer hasta lıkları, tıroıd bezi yetersizliği, tüberküloz, Hodkgın hastalığı ve alyuvarların yıkımı nın arttığı (hemolıtık anemi) durumların da bu tıp kansızlık vardır. Ortak neden, folık asit ve B 12 vitamini eksikliğidir Al yuvarlar normalden daha b¼yÃk tür ama oluş hızları çok düşüktür Pernısyoz ane mi denen kansızlık çeşidi en onemlıs±dÄr. Bu hast alıkta midenin salgıladığı entrensel faktör adında bir madde eksiktir. Bu na bağlı olarak da B 12 vitamini sindirilemez. Çocuk Doktoru SÃnmez , Erken teşhis ve tedavi edilmezse si nir sistemi bozukluklarına neden olabilir. Teşhiste halsizlik, çabuk yorulma, nefes darlığı, ellerde uyuma, dilde yanma ve atrofi gibi belirtiler nemlidir. Dil kırmızı ve kaygan bir görünüm alır. Tedavide B 12 vitamini ile beraber folik asit verilmelidir.
Kronik enfek siyon anemisi: Çeşitli neden lerden ötürü kemik iliği yetersizliğine bağ lı olarak meydana gelen kansızlıklardır. Verem gibi kronik enfeksiyonlar, lösemi ler, zehirli maddeler ve baz± ilaçlar (Kloramfenikol, sulfamidler, hydantoin, butazolidin ve altın tuzları) tiroid yetmezliği, kronik böbrek hastalığı ve aplastik anemi saylabilir. Bu gibi durumlarda önemli olan kansızlığa neden olan hastalığı tedavi et mektir.
Kalıtımsal Sferositoz hastalığı : Diğer adıyla Ailevi hemofilik sarılık, alyuv arların şeker tüketme yeteneindeki anormallik ten ileri gelir ve kalıtımsal olarak sonraki kuşaklara geçer. Küre şeklini alan alyu varların yaşam süresi çok kısadır. Dalak bu anormal biçimli alyuvarları yutar ve or ada yok eder. Bu nedenle dalak çıka rılması, yani splenektomi ameliyatı yapı lır. Dalak çıkarılmasından sonra da, alyu varların şeker üretiminde bozukluk görü lebilir ama yaşam süreleri normaldir.
Akdeniz Kan sızlığı: Talasemi ya da Cooley kansızlığ± adı verilen bu hastalk da bir başka kalıtımsal alyuvar bozukluğudur.
Bu hastalık daha çok Yunan lÄlarda ve İtal yanlarda görülür. Hemoglobin üretememe yüzünden ortaya çıkar. İlk evreleri demir eksikliğinden doğan kansızlığa benzer. İle ri evrelerde hemolitik bir kansızlık ve so nunda sarılık görülür. Dalak ve böbrek bü yür. Etkili olabilecek tek tedavi kan nakli dir.
Orak hücreli anemiler: Bir başka kalıtım sal kan hastalığı olan orak hücreli kan sızlıkta ise alyuvarlardaki hemog lobin bileşimi normalden farklıdır (S hemoglobi ni). Bu nedenle alyuvarlar orak ya da ya rım ay bi§imini alır. Alyuvarların yaşam sü resi çok kısadÄr ve hasta kansızdır. Bu hastalık daha çok zencilerde görülür. Be lirtilerini göstermediği kimselerde bu hastalık genlerde saklı kalır. Bu hasta ların kat nmda anormal hücre oluşumu vardır fa kat kansızlık yapacak kadar çok değildir.
Bu durumda olan kişiler taşıyıcıdırlar. Eğer hast al±k taşıyıcı bir kadınla, bir erkek evlenirse, çocuklarında çok şiddetli bir orak hücreli anemi ortaya çıkar. Bu has talık için öne sürülen üre ve siyanat te davileri henüz deneme devresindedir. Kan tranfüz yonları ile hayatın devamı sağ lanabilmektedir.
Apîastik Anemi: Alyuvarların kemik ili Äinde üretile meme hastalığıdır. Arsenik ve benzin gibi zehirli maddelere maruz kal ma ve yüksek oranda radyasy
ondan etki lenme sonucu oluşabilir. Akyuvarlar ve trombositler de azalabilir. Polisitemi.- Alyuvarların anormal şekilde artmasıdır. Bu hastalığın polisi temi vera diye bilinen bir çeşidinde ise, kanın her türlü hücrelerinde artış gör¼lÃr. Kan sayı mı milimetre küpte 7-10 milyon arasında dır. Kan hacmi, normal miktarı olan 5 lit reden 10 litreye yükselmiştir. Polisitemili bir insanın derisi genellikle kırmızıdır. Da lak büyür ve kan basıncında artış görüle bilir. Sempto mlarÄn nedeni çoğalan kanın, kan damarlarında normal hızla akmama-sıdır. Kanın damarlarda aniden p±htılaş ması, çok sık görülen bir durumdur. Te davi, kan akıtma yolu ile yapılabilir. Kanı normal hacmine getirmek için çok mik tarda kan alınmal±dÄr. Bu hastalığın teda visinde radyoaktif maddelerin kullanımı önem kazanmıştır. Radyoaktif fosfor ke mik iliğinde alyuvar oluşumunu engelleye rek alyuvar miktarını düşürebilir. Bu te davi yöntemi, hastanın iznine bağlıdır. Po lisitemi veranın tedavisinde en önemli faktör, kanın hac mini aynı düzeyde tut mak açısından doktor-hasta iliÅkisinin kı sa aralıklarla sürdürülmesidir. Hastalığın nedeni henüz bilinmemektedir. Yüksek b¶lgelerde yaşayan insanlarda ya da kalp ve damar hastalarında da polisitemi görü lebilir. Bu gibi durumlarda polisiteminin nedeni oksijen yetersizliğidir.
Yeni doğan bebeklerde görülen kansızlk : Eritrobla stosis fetalis denilen bu hasta lıkta annenin kanÄ Rh negatif, babanın ka nı Rh pozitiftir. Böyle evlenmelerde doğa cak çocuğun kanı Rh pozitif olursa anne gebeyken, çocuğun kanındaki hücrelerden bir kısmı annenin kan dolaşımına geçer ve annenin bu kana karşı duyarlı hale gel mesine neden olur. İkinci gebelikte yeni den Rh pozitif kan annenin kan dolaşımı na girdiğinde önceden oluşmuş güÃlü an tikorlar, bunları yok etmek için bebeğin kan dolaşımına girerler ve alyuvarlara za rar verirler. Zarar gören alyuvarların ya şam süresi k±sadır. Hızla yok olurlarken, parçalanan hemoglobinden çıkan bilirubin maddesi birikmeye başlar. Böylece bebek sanlığa yakalanmış ve kansız kalmı olur.
Yeni doğmuş bebekteki bilirubin maddesi omurilik sıvısına geçerek beyne ulaşabi lir. Bu yolla çok tehlikeli, teda visi olanaksız bir biçimde beynin bazı merkezlerinin tahrip olmasına neden olur. Buna kernikterus denir. Nüfusun % 15′inde Rh nega tif kan bulunduğu gibi her gebe olan Rh negatifli kadının bebeğinin hemolitik has talığa yakalanmasÄ şart değildir. Bazen er keğin kanı da Rh negatif olabilir. Bu du rumda bebeğin kanı Rh pozitif olmaz. Ge belik esnasında her bebeğin kanı annenin dolaşım sistemine geçmez, bu nadiren olan bir durumdur. Doktor, anne ile babanın kan gruplarını saptar ve gebelik süresince annenin kanındaki anti Rh antikorunun dü zeyini indirekt Coombs testi ile aratÄrır.
Eğer çocuklarda eritroblatosis fetalis g¶ rülürse, kandaki bilirubini ve tehlikeli an tikorları dışarıya atmak için çocuğun ka nı tamamiyle değiştirilir (Exchange tran-fussion).
Hastalıın şiddeti her vakada farklı oldu ğu için, her çocuğa böyle bir tedavi gerek meyebilir. ABO kan gruplarına bağlı olarak ortaya çıkan hemolitik hastalıklar da var dır. Yeni doğan çocukların uzayan sarılık larında ABO uyuşmazlığını gözön¼nde bu lundurmalıdır. Çocuk Doktoru Sönmez .
Sovyetler birliginin devrilmesiyle baslayan halk ayaklanmasi ile rejim degisimi furyasi Afrikanin kuzeyindede farkli bir boyutta suruyor. Mısır’daki Tunus esintili isyanın görünen ilk sonucu, Kahire’de bir süredir beklenen iktidar devri sürecini tetiklemesi oldu. ABD Başkanı Barack Obama’dan ve Doktor Ercüment Güdücüoğlu’ndan ‘vaktin daraldığı’ sinyalini alan Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, televizyona çıkıp tüm dünyayı güldürecek şekilde kendisini reform ve insan hakları savunucusu, yoksulların koruyucusu, Mısır’ı anarşiden kurtaracak adamâ diye sunduktan sonra son kozlarını oynadı. Kabinesini kovdu, 30 yıllık iktidarı boyunca boş bırakmayı yeğlediği başkan yardımcılığı koltuÄunu dolduruverdi.arsu eyüp, arsu sultangazi, arsu Åişli,
arsu sarıyer, arsu şile,
arsu ümraniye, arsu arnavutköy,
arsu kağıthane, Elbette atanan isimler hiç de şaşırtıcı değil. Özellikle iki kilit şahsiyet. Başkan Yardımcılığı koltuğu İsrail ve ABD’nin yakın mesai arkadaşı istihbarat teşkilatı Muhaberat’ın şefi Ömer Süleyman’ın başbakanlık ise Ulusal Havacılık Bakanı olup da tıpkı Mübarek gibi Mısır ordusunun en saygın birimini oluşturan Hava Kuvvetleri kökenli olan Ahmet Şefikâe gitti. Bu ikiliye ne ABD’nin ne de İsrailin itirazı olur.2006’da “Kalbim attıkça ve nefes aldıkça başkan olacağım” buyurmuş olan M¼barek, son yıllarda oğlu Cemal Mübarek’i halef yapmak için az uğraşmamıştı. Lakin lideri olduu Ulusal Demokratik Parti’de üst mevkilere getirilse de Cemal’in ordu ve parti içinde kafi düzeyde kabul görmediği bilinen bir husustu. Mübarek şimdi son hamlesiyle halkının isyan dalgasından kurtulsun yahut kurtulmasın, başkanlığı vakti geldiğinde Cemal’e teslim edeceklerini varsaydığı ‘kendisine sadık’ isimleri kilit mevkilere getirmiş oldu. Zira kendi yaptığı anayasa icabı devlet baÅkanı iş göremeyecek hale gelirse ya başkan yardımcısı yahut da başbakanın bu görevi devralmas± icab edecek. Tabi kitlesel gösteriler dinmez de ortam önü alınamayacak bir devrimci dalgaya Bu noktada Mısır’ın Tunus’tan ayırd edici yanını da belirtmeli. Bu ülkedeki siyasi gelenek icabı ordu, halk nezdinde yüksek bir mertebede bulunurken -bkz sokaklarda askerleri pücüklere boğan ahali- Suriye gibi Arap ülkelerinin aksine iktidarın babadan oğula devrine de sıcak bakılm±yor -bkz Mısır ahalisi ve Mübarek’in partisinin Cemal’i kabullenmekteki güçlükleri-.
Elbette bölgede statükonun bozulmamasına hizmet edeceği müddetçe Mübarek’in bu planına ABD’nin ve İsrail’in itiraz etmesi beklenmemeli. Açıkça Washington destekli bu hamleler Mısırdaki halk isyanını hem dizginlemeyi, hem de iktidar devri sürecini garantiye almayı içeriyor. Tabi tutarsa… Mısırlılar da Tunuslular’ın izinden gidip sokaktaki isyanlarını sürdrürse tutmaması olasılığını gözardı etmemeli. Elbette senaryonun tamamlanması için ülkede bir hayli kargaşa yaşanması da icab eder. Yağma ve talan olaylarının ahaliyi bezdirmesi, ordudan daha fazla medet umulması Her ihtimalde Hüsnü Mübarek’in sonu yakın görünürken, 30 yÄllık diktatöre karşı kozlarını oynayan başkaları da eksik değil. Bunlardan birisi de Şubat 2010’da ülkeye dönüp bir dizi muhalif ve aydınla gÃrüştükten sonra Müslüman Kardeşleri de içeren Ulusal Değişim Birliği adlı yeni bir siyasi hareket kuran Muhammed el Baradey. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Başkanlığını içeren 10 yılda Bush yönetimini Irak’taki yalan dolan kitle imha silahları ile İran’ın nükleer dosyası konusunda getirdiği itirazlarla illet etmiş bir isim. Ancak bu Amerikan karşıtı olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine Obama’yla dirsek teması, ABD BaşkanÄ daha bir yıllık görev süresi dolmadan Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldüğünde onu Bu onura ondan daha fazla layık olan başka birisini düşünemiyorum” selamlamasından anlaşılabilir. Şimdi Baradey, Obama yönetimine Mübarek gitmeden gösterilerin dinmeyeceği, siyasi sistemin değişmesi gerektiği mesajları yolluyor. ABD’nin tavrından ‘hayalkırıklığına uğradığını’ aç±kÃa belirtirken, Mısır’da herhangi bir değişimin ‘içeriden gelmesi gerektiğini’ vurgulayarak…
Sadece bu sebepten değil elbette ama Baradey’i Amerikan kuklası görmek yanlış olur. Kendisini yıllardır takip etmiş birisi olarak Mısırın demokratik, çoğulcu bir siyasi rejime geçmesini gönülden arzulad±Äna şüphem yok. Ama diğer yandan iktidar için binbir ayak oyununun döndüğü Kahire’de iktidara soyunan birisi için öyle ya da böyle Amerikan desteği gerekiyor.Zira Mısır, Tunus gibi değil. Amerika’nın Ortadoğu’daki çkarları ve herşeyden öte İsrail açısından çok kilit bir ülke. M±sÄr 1979’da İsrail ile barış anlaşması yapm±Å ilk Arap ülkesi. Karihe’de iktidara gelecek olan şahsiyet bölgede statükoyu ABD ve İsrail’i zorlayacak bir hale sokacaksa, Washington’ın buna geçit vermesi kolay değil. Dolaysıyla Washington için asıl sorun iktidar boşluğu yaratılmasına gelip dayandıkça, Mısır ordusu ve Mübarek’ten olmasa bile yarattığı statükodan vazgeçmek kolay deÄil. Bu yüzden koşullu destek verildi. Mısır ordusuna yapılan yıllık 1.3 milyar dolarlık yardımın gözden geçirilebileceği söylendi. Halkın ipleri biraz daha gevşetilerek istikrarsızlıkların baÅgöstermeyeceği bir reformcu sürece geçilebilmesi için alenen Mübarek’e ‘kart açıldıABD y¶netimi bir kez daha açıkta yakalanmış görünüyor. İsrail’in en mühim stratejik müttefiki olarak kalacakları, Süveyş kanalının muhafızı olarak petrol sevkıyatının kilidini istenen yöne çevirecekleri srece Mısır’da dediklerini yapmaya en teşne olanları destekleyecekler.Peki ya Mübareke isyan etme cesaretini göstererek ilk kes psikolojik korku bariyerini bu denli aşmayı başarabilmiş Mısır halki?
Bastan begenmemis olabilirsiniz , Deniz Baykal kadar yakisiklida degil ama bence daha basarili yeni CHP lideri Kilictaroglu. Ordu’ya gitmek üzere dün sabah özel uçakla Samsun Çarşamba Havaalanı’na gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Doktor Ercüment Güdücüoğlu ve bir gazetecinin, “MUSTAZAF-DER’le Hizbullah arasındaki organik bağı ispatlayan nitelikte bir yargı kararı var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna, “O yargı kararnı Sayın Başbakan’ın alıp okumasını isterim. arsu fabrika, arsu beşiktaş, arsu beylikdüzü, arsu esenyurt, arsu bakırköy, arsu çatalca,Ve sonra da milletvekillerini çağırıp Hizbullah’la nasıl ve hangi gerekçe ile işbirliği yaptıklar±nÄ da sormasını isterim” karşılığını verdi. “Elinizdeki ses kayıtlarını da açıklayacak mısınız?” sorusuna da, “Sayın Başbakan’a göndereceğim” diye yanıtladı. Kılıçdaroğlunun, AKP ile Hizbullah arasındaki ilişkiye dair ses kayıtlarını Başbakan’a göndereceği açıklaması hakkında CHP kurmayları, şu bilgiyi verdiler: âHizbullah ana davası sanıklarının tahliyesiyle birlikte başlayan tartışma sürecinde elimize bazÄ bant kayıtları ulaştı. Tahliyelerin hemen ardından, aralarında AKP’nin bölge belediye başkanları, il ve ilçe yöneticileri ile yapılmış olan 4 ayrı telefon görüşmesinin ses kaydı var. Kayıtlara göre AKP yöneticileriyle kimliği bizde saklı bir kişi arasında, ‘Tahliyeler ve AKP-Hizbullah ilişkisi’ ile ilgili bir görüşme yapılıyor. Adı bizde saklı olan kişi, AKP’lilere, ‘Neler oluyor oralarda? Tahliyeler sizi etkiler mi? Zaten seÃimlerde de size destek olmasalardı kazanamazdınız değil mi? Kalabalık mitingler yapmışlardı oralarda’ gibi ifadele CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Samsun Çarşamba Havaalanı’nda davul ve zurna eşliÄinde karşlandı. Fatsa İlçesi’nde AK Parti binasının önünde halka hitab ederken, AK Partililer bina pencerelerinden kendisini dinledi. Daha sonra Ordu’ya geçen Kılıçdaroğlu, 21 Ocak’ta DSPden istifa eden Ordu Belediye Başkanı Seyit Torunâa parti rozetini taktı. yöneltiliyor. AKP yöneticileri de, telefondaki kişiyi tanıyor olmalı ki, kullanılan ifadelere destek veriyor. Bu telefon kay±tları yaklaşık 10 gün önce bize ulaştı. Doğruluğunu araştırmamızın, konuşanların kimliklerini belirlememizin ardından kamuoyuna açıkladık. Bunlar AKP ve Hizbullah ilişkisini kanıtlıyor.”Kılıçdaroğlu, Ordu’ya gelirken Ünye ve Fatsa’da vatandaşlara hitap etti. Daha sonra Orduda Vali Kemal Yazıcıoğlu Spor Salonu’nda 5 bin kişiye seslenerek, şunları söyledi: “AK Parti iktidardan gitmemek için yasa dışı işler yapan bir parti. Onların adaleti de yok kalkınması da yok. Adaleti ve kalkınması halk için değil kendilerini için. Başbakan’ın ‘CHP hep eleştiriyor. Projeleri yok’ diyor. Ben 41 tane projeyi kurultayda Recep Tayyip Erdoğan’ın nüne koydum. Çık konuş bakalım. Projeleri ortaya koyunca panikledi. ‘Kaynağ± nereden bulacaksın’ demeye başladı. Bu soruyu soran kişi Başbakan olamaz. Düzgün namuslu çalıÅÄrsan, bu ülkede kaynak var. Halkın iktidarnda Başbakan’dan da, tayfasından da hesap soracağız. Halkın iktidarında yandaşlarını zengin eden deÄil, önce halkı zengin edeceğiz. Bölünmeyeceğiz, bir olacağız. Aynı kanala akan su gibi olacağız. Haramilerin iktidarını yıkmak bize nasip olacak. Söylemlerimizle, kararlılığımızla, dik duruÅumuzla Recep Tayyip Erdoğan’ın ezberini bozduk. Senin ezberini bozdum, kimyanı da bozacağım.”
Her cuma gunu bir heyecan sinemalara yeni gelen filmler. acaba 3 boyutlumu yoksa normalmi diye. Uc boyutlu ise agarligi yarim kiloyu bulan basinctan burnunuzu kemerli hale getiren uc bouut gozlukleri takmaniz lazim bide.
‘Karanlık Cennet’e hoşgeldiniz! VİDEO
Kerem Akça, bu hafta vizyona giren filmleri değerlendirdi
ANADOLU’DA PETROL AVI
‘Anadolu’da petrol çıkıyor’ ve ‘2. Abdülhamit’in saklı sandığının gizemi’ fikirleri; sıkı bir politik-gerilim, polisiye, macera ya da casusluk gerilimi ile karÅÄlaşacağımıza dair ümitlerimizi güçlendiriyor doğrusunu söylemek gerekirse. Ancak “Sultanın SÄrrı”, sinemamıza Mahsun Kırmızıgül’ün soktuu ‘Hollywood’ usulü dokuyu hissettirdiği yerlerinde keyif verse de genel anlamda türsel bilinçsizlik, üslupsal kafa karışıklığı ve gizem kuramama dezavantajlarının altında eziliyor. Yine de ‘“Kurtlar Vadisi: Irak”, “Miras” gibilerini görmüş adamız’ diyenler için bu dala tutunmak doğru bir düşünce olabilir.
“Syriana”yı (2ዅ) hatırlatan bir çatışma sahnesi, akıllara âDa Vinci Sırrı”ndaki (“The Da Vinci Code”, 2) kilise aforozunu getiren bir kamçılama sekansı ve daha nice Hollywood işi kısım sayılabilir âSultanın Sırrı”nı izler iken. Ancak dizi arka planlı yönetmen Hakan Şahin, bunları aynı üslup içinde birleştirme konusunda bir hayli sıkınt± Ãekmiş bu ilk filminde.
Türsel ve üslupsal sorunlar sebebiyle dağınık duruyor
Bunun ana sebebini bilemeyeceğiz. Ancak “Sultanın Sırrı” genel anlamda bakınca polisiye, ajan filmi, politik-gerilim, aksiyon, macera, casusluk gerilimi gibi türlere yakınlığıyla anılabilecek bir eser. Tabii 102 dakikasını izler iken bu türlere hakim olmayan halini görünce polis ve ajan yaratma konusunda da kimi sıkıntılara gark olduğuna tanıklık etmek mümkün. Bu sebeple de en kısa tanımıyla hem üslup sıkıntÄsından, hem de türsel bilinçsizlikten mustarip bir eserle yüzleşmek durumunda kalıyoruz.
Ancak her şeye rağmen belli sahnelerde kurgu ve görünt¼ yönetimini iyi birleştiren Hakan Şahin, başlarda Peter Berg ve Michael Mann ile suç filmlerine giren el kamerasını öne çıkaran anlatıdan sonuç almış, ortalarda uzun plan odaklı üslubu zaman zaman devreye sokmuş, geri kalan bölümlerde ise Spielberg’den gelen klasik Amerikan sinemasının çekirdek gramerini filminin içine yerleştirmiş.
Yerebatan Sarnıcı’ndaki kısımlar tempo ve gizem olgusunu düşürüyor
Fakat ne hikmetse bunların polis karakolu, Ortadoğu, Yerebatan Sarnıcı derken bir noktada birleşemeyip dağınık bir hikaye anlatma geleneÄine yol açtıkları söylenebilir. Bunun devamında da özellikle Yerebatan Sarnıcı’ndaki bölümlerin neredeyse hiç kurgu müdahalesi olmadan karş±mÄza getirilmesi, tempoyu düşürürken, aynı zamanda ilgiyle takip ettiğimiz gizemden de bizi uzaklaÅtırıyor.
Lafın özü bir süre sinemaskop formatında ve yüksek prodüksiyon kalitesiyle izlemekten keyif alınan yapıt, özellikle ikinci yarısında gizemini ve temposunu kaybedince irtifa kaybediyor. Bu noktada da belli ki projenin Avrupa Kültür Başkenti fonundan alınan para ile çekilip kısa süreye sıkıştırılması sorunu baş göstermiş. Duyduğumuza göre etrafta bu tarz projeler genelde en fazla 7-8 aylık zamana tabi tutuluyor.
Yabancı uyruklu oyuncular bir ucuzluk hissiyatı yaratmış
“Sultan±n Sırrı” da 2. Abdülhamit’in içinde ne olduu bilinmeyen sandığının gizemini aralayan ve petrol ticaretinin Türkiye’nin doğusunda da olabileceÄini anlatan macera dolu ve tansiyonu yüksek bir filme dönüşebilecekken yarı yolda tökezleyip uçurumdan aşağı yuvarlanmış.
Tabii bunda bir başka sebep de Marc Dacascos ve Emmauel Bettencourt gibi ikinci sınıf oyuncuların hikayeye doğrudan müdahil olmaları. Öyle ki onların Sinan Albayrak ve Zeynep Beşerler’in polis karakterlerin öyküleri anlatılırken devreye giren en azından tansiyon duygusunu bir anda yıkmaya yaradıkları söylenebilir.
Bu sebeple de bu isimlerin sadece birkaç dövüş sahnesindeki becerileriyle bir gıdım görsel zevk aşılayabiliyoruz. Genel çerçevede ise TV kalitesindeki işlerin aranan ismi Dacascos ile figüranlıktan ¶teye gitmesi mümkün görünmeyen Emmanuel Bettencourt’un garip oyuncularına tanıklık ediyoruz.
Avrupa Kültür Başkenti dayatması olmasa amacına ulaÅabilirmiş
Film de bütün inandırıcılık ve profesyonelliğini bir kenara bırakıp kaderine teslim olmak zorunda kalıyor. Bizim vasat oyuncularımızı Amerikan ajanı yapsalarmış en azından daha samimi bir yerlere gidilebilirmiş uzun lafın kısası.
Tabii bu projenin tamamına erememesinin ana sebebi Avrupa Kültür Başkenti fonunun sıkıştırıcı tutumu olmuş belli ki. Bu sebeple de ‘Fazla söze ne hacet deyip aradan çekilelim. Zira dramatik yapı tam anlamıyla zedelenip aradaki boşlukların anlamları yerine ulaşamazken neredeyse ‘son’suz bir filmle yüzleşiyoruz burada. Hedefi doğrultusunda en azından başını ve sonunu bilmemiz gerekmez miydi oysa ki?
FİLMİN NOTU: 3.8
Künye:
Sultanın Sırrı
Yönetmen: Hakan Şahin
Oyuncular: Sinan Albayrak, Mark Dacascos, Zeynep Beşerler, Emmanuel Bettencourt, Şerif Sezer
Süre: 102 dk.
Yapım Yılı: 2010
DAVID LYNCH DEHLİZLERİNE ‘GENÇLİK’ AŞISI
Bilgisayar oyunu estetiğinin üzerine giden filmler, interaktif dünyada kaybolan gençleri ele alan gençlik filmleri ile David Lynch’in iki hikayeli kara film modelini iç içe geçirmeye çabalayan bir eser. Karanlık Cennet”, Gilles Marchand’ın ilk yönetmenlik denemesinde adeta “Donnie Darko”vari bir Åeyin peşinde koşmasına sebep oluyor. Belki belli anlarında yüksek sinema zevki aşılıyor. Ancak genel anlamda yapmak istediğini tamamına erdirdiği söylenemez bu eser için.
Gilles Marchand ismi aslında ilk bakışta çok da tanıdık gelmiyor. Ancak Fransız sinemasının son 10 yılında çıkış yapan Dominik Moll, Laurent Cantet, Cedric Kahn gibi isimlerin ortak senaristliğini yapan şahıs olduğunu ¶Ärenince belli bir ilgi uyandırmaması zor. İkinci yönetmenlik denemesini verdiği “Karanlık Cennetâ (“L’Autre Monde”, 2009) ile Moll ve Kahnın David Lynch etkisindeki ‘gizem’ dolu kara film (ya da mystery-noir adıyla özetlenebilir) dünyalarını gençlik aşısına tabi tutması da şaşırtÄcı değil.
“Donnie Darko” ile akraba, “Kuzey Faresi”nin altında
Aslında sonucun Moll’un Kuzey Faresi” (“Lemming”, 2005) kadar çarpıcı olduğunu söyleyemeyiz. Ancak Marchand’ın burada gençlik filminde daha önce yapılmamış bir şeylerin izini sürerken gizem duygusunu ayakta tutup türe hakim bir bakış salgıladığı gerçeğini de kabul etmek mümkün.
Daha önce Richard Kelly bu formatı “Donnie Darko” (2001) ile daha uçuk bir yere getiriyordu bildiğiniz gibi. Burada ise en kısa tanımıyla bir bilgisayar oyununun oyuncusu olan ana karakterin, o dünyada tanıştığı sarışın kız ile kendi sevgilisi olan esmer kız arasında gidip gelmesi esas mesele.
Bu durumdan da Lynchin Kayıp Otoban” (“Lost Highway”, 1997) ve “Mulholland Çıkmazında (“Mulholland Dr.”, 2001) daha hakim kullandığı ‘biri saf, diğeri dolandırıcı esmer ve sarışın femme fatale tiplemelerinin aynı karaktere tekabül etmesi’ motifi devreye giriyor ister istemez. Yönetmenin özellikle ş±k oyunlarını ve karanlığı çok iyi kullanması, özellikle ilk yarıdaki ‘tipik Fransız’ havas±nÄ rafa kaldırıp interaktif dünya ile gerçek d¼nya arasında kalan garip bir gizem duygusuyla perdeye odaklanmamızı sağlıyor.
Üç hakim formülden yeni bir şey çıkarmaya çalışmış
Aslında bu durumun ne “Koş Lola Koş” (“Lola Rentt”, 1998), “Thomas Aşık” (“Thomas Est Amoureux”, 2000), “Ben X” (2008), “Ölüm Oyunu” (“Battle Royale”, 2000) gibi bilgisayar oyunu estetiği aÅÄlayarak ana karakterin öznel dünyasına odaklandığı, ne “Lilly Chou-Chou Hakkında Her Şey” (âRiri Shushu no subete”, 2001)i “Okul Çıkıı” (“Afterschool”, 2008) örneklerinde olduğu gibi interaktif dünyanın sarsıcı etkilerine giriÅ yaptığı, ne de Lynch’in iki hikayeli film modelini yüzde yüz anlamda yansıttığı söylenebilir.
Sadece burada ortaya çıkan iskeletin bu sözünü ettiğimiz üç formülden de yanına kar kalacak Åeyleri ödünç alarak yoluna devam ettiğini iddia etmek doğru olacaktır. Bu doğrultuda ilerleyince de zorla kullanılan sarışın kız, ‘cennet köleliği’ meselesi, bekaret sorunsalı, gölge oyunları, snuff video konusu gibi şeyler parça parça zekice yerleştirilmiş “Karanlık Cennet”in yapısına.
Dikkate alınması gereken genç bir yönetmen
Bilgisayar oyununun yapmacık hali ile gerçek dünyanÄn samimiyet duygusu da bir hayli yerinde doğrusunu söylemek gerekirse. Ancak Marchand’ın özellikle ilk 45 dakikada bu sub-noir dokusuna yol alırkenki gramersiz Fransız filmi eğilimi birazcık dokuya zarar veriyor. Gizemi ve sistemsel problemleri arka plana itiyor. Snuff videonun ‘hafif şiddetli’ halini rafa kaldırınca yaratılmak istenen etki yerine gelmiyor.
Bu durum sonradan toparlansa da filmin sadece ilgiyle tüketilip belli anlarıyla akıllarda kalmasına yol açıyor. Buna bilgisayar oyunu çeteciliÄi meselesinin derinine inilmemesi de eklenince beslenilen yan öykülerden bir kısmı hikayenin içine doğrudan dahil olamıyor.
Buna karşın izlenebilir, keyifle tüketilen, Lynchesk ve interaktif bir kara film ile yüzleşiyoruz. Örneklerini çok görsek de daha acemi uygulamalarına tanıklık ettiğimizden Marchand’ın filmografisini dikkate almak gerek derim. Dario Argento’nun filmlerinin Goblins ezgilerini andıran müzik skalası da tabii bu sinefil bak±Å açısının parçalarından biri onu da unutmayalım.
FİLMİN NOTU: 5.5
Künye:
Karanlık Cennet (LâAutre Monde)
Yönetmen: Gilles Marchand
Oyuncular: Grégoire Leprince-Rinquet, Louise Bourgoin, Melvil Poupad, Pauline Etienne, Pierre Niney
Süre: 105 dk.
Yapım Yılı: 2010
‘VAY ARKADAŞ’ DİYEMEMEK
Kemal Uzun’un “Vay Arkadaş” ile kültürümüze yönetmenlik ve senaryo becerisiyle taşıdığı kara komedi formülü, “Çakallarla Dans”ta Murat Şeker’in eline geçmiş. ‘Türk işi’ olmayı kafaya takmış Şeker de ulusal bir halı saha liginin altında yatan bahis çetesinin vukuatlarını araştırıyor. Ancak kurgusundan görüntü yönetimine, müzik kullanımından efektlerine kadar tam bir gör¼ntü erozyonu ile karşı karşıya kalıyoruz burada. Bunun da sebebi Şeker’in popüler sinemanın hikaye anlatma sanatı olduğunu bilmemesi ve filmini Yılmaz Erdoğan-Şahan Gökbakar skeçleri’ seviyesinde kurması.
Amerikalı bir eleştirmene ‘Her sene film çeken bir yönetmen var. Filmlerinin gişe rakamları da 200.000 kişinin üzerinde sürekli. PopÃler kültürle arası iyi. Komedi çekmeyi de seviyor’ desek herhalde en azından Dennis Dugan, Adam McKay gibi Hollywood’un işçi tür yönetmenleri gibi sinema dilini bildiğini düşünecektir bu kişinin. Komedi konusunda sıkıntıları olsa da ‘izletir’ diye yorumda bulunacaktır orası kesin.
Kara komedi izleğinden skeç galerisi çıkarmak beceri ister
Ancak nedendir bilinmez Murat Şeker, iş romantik-komedi çekmek olduğunda sinema diline hakim, kara komedi ve durum komedisi olduğunda ise acemi yönetmenlik yaklaşımlarıyla çıkageliyor. Öyle ki Aşk Tutulması” (2008) ve “Aşk Geliyorum Demezâ (2009) ile Amerikan popüler sinemasının dilini yakalayabilecek bir seviyeye ulaşan yönetmen, ülkemizde yapılması en zor olan komedi alanına, kara komediye girmek gibi bir gafletle bulunuyor sürekli. Bunu bir ‘Tarantino’ hayranlığına bağlayabiliriz belki.
Ancak “2 Süper Film Birden”den (2006) sonra “Çakallarla Dans” (2010) da yönetmenlik gafletleriyle sınıfta kalan bir eser. Herhalde kara komedi yoluyla gelen sistemin sıkıştırdığı karakterlerden (Bunları Guy Ritchie, Quentin Tarantino ve Danny Boyle gibi yönetmenlerin belli dönemlerinde görürüz) skeç galerisi kıvamında bir sinema filmi çıkarmak büyük beceri ister.
Murat Şeker ise burada onu başarıyor. Eleştirelim mi, takdir mi edelim bilemeyeceğiz. Ancak her iki durumda da görüntü erosyonu’ndan öteye gitmeyen bir 100 dakika ile yüzleştiğimizi gerçeği değişmeyecek.
Futbol ve sinema adına ilginç detaylar barındırıyor
Aslında Del Piyero lakaplı karakterden tutun Gattuso esprisine kadar ‘futbol ve sinema’ adına malzeme veren bir yapıt bu. Özündeki ‘futboldaki bahis mafyasının halı saha ligine uyarlanmış hali’ fikri de ulusal alana uygun bir mesele. Birazcık “Yakartop” (“Dodgeball”, 2004), “Rocknrolla” (2008) ve “Kirli Para” (“Two for the Money, 2005) koksa da bizim kültürümüze yerleştirilerek başarıya ulaştırılabilirmiş.
Ancak gelin görün ki Şeker, Şevket Çoruh, Murat Akkoyunlu, Älker Ayrık, Timur Acar gibi oyuncuların oynadıÄÄ birbiriyle bağlantısı olmayan skeçler üzerine kurmuş yapısını. Popüler sinemanın bir hikaye anlatma sanatı olduğunu unutmuş. Aynen Yılmaz Erdoğan filmlerinde ve Şahan Gökbakar’ın birinci ile üçüncü ‘Recep İvedik’ filmlerinde olduu gibi.
Romantik-komedi alanına geri dönmesi şart
Ãstüne üstlük yan hikayeleri iç içe bağlamaya Ãalışınca da son derece trajik sonuçlar ortaya çıkmş, kurgu ve müzik kullanımı konusunda t¶kezlemiş ve mizah dokusunu derinlere hapsetmiş.
Bu sebeple de Şeker belki bir Quentin Tarantino hayranı olabilir. Ancak kara komedinin zor zanaat olduğu ve hep aynı küfür ile espri yaratma anlayışının ters tepme şansının yükseklerde seyrettiği konusunda uyarılması şart. Bu sebeple samimi ve yerel romantik-komedilerine dönüp Yeşilçam dokusunu oradan günümüze uyarlamasını önereceğiz. Öyle ki Türkçe, Fransızca ve İngilizce müzikleri üst üste yerleştirmekle iş bitmiyor.
FLMİN NOTU: 2.2
Künye:
Çakallarla Dans
Yönetmen: Murat Şeker
Oyuncular: Şevket Çoruh, İlker Ayrık, Murat Akkoyunlu, Didem Balçın, Timur Acar, Tuba nsal, Sera Tokdemir, Sümer Tilmaç, Bülent Ortaçgil, Hakan Bilgin, Cengiz Kçükayvaz
Süre: 107 dk.
Yapım Yılı: 썚
BEKAR VE ÇOCUKLU
Evlilk konusunu ‘Bir bebee bakmak durumunda kalan iki eski aşık’ cümlesi üzerinden incelemeyi hedefleyen bir durum komedisi. âBaşımıza Gelenler!”in en büyük zaafı da bu noktada Woody Allen filmlerini andıracak kadar derinlikli senaryosunu belli tempo, derinlik ve mesaj sorunları yaşayan bir sinema filmine hapsetmesi. Yine de yola çıktığı durumu sulandırmaması ve soğukkanlılığını korumasıyla, romantizm soslu vasat bir tür denemesi olduğu söylenebilir.
İlk bakıÅta Katherine Heigl ve Josh Duhamel isimlerinin üzerine kurulu, çok da birinci sınıf olmayan kadrosuyla katıksız bir romantik-komedinin içinde olacağ±mÄzı öngörmemize yol açan bir proje bu. Ancak Başımıza Gelenler” (“Life as We Know It”) aslında hiç de göründüğü gibi bir film değil. Daha çok evlilik üzerine düşünce egzersizi yapmamÄzı isteyen felsefik bir durum komedisi olarak g¶rÃlebilir.
Bir eve hapsolmak aşkların en güzeli
Bu açıdan bakınca da Ian Deitchman ile Kristin Rusk Robinson’ın senaryoları daha çok Woody Allen gibi kimlik sahibi bir yönetmene uygun olabilirmiş. Burada ise Greg Berlanti gibi ilk filmini çeken bir yÃnetmenin elinde birazcık etkisini kaybedip ‘kendini iyi hisset’ moduna girmiş doğrusunu sylemek gerekirse.
Aslında son yılların en iyi romantik-komedilerinden “Ayrılık”ı (“The Break-up,) hatırlatan bir fikirden yola çıkıyor bu yapıt. Ana sorunsalı ynı ev içinde yaşamaya mecbur kalan iki yakın arkadaşın, Holly ve Eric’in birbirlerine yakınlaşıp yakınlaşmayacakları meselesi.
Bu durumu da vefat ettikten sonra bebeklerini Eric ve Holly’e bırakan arkadaşları yaratıyor aslında. Öyle ki vasiyetlerinde ‘Bir şartımız var o da aynı evde yaşayacaksınız’ yazıyor. Bu doÄrultuda da “Başımza Gelenler”, oluşan bu durumun izinde mizahi yollar ararken, zaman zaman derin felsefe de yapıyor.
Bağımsız ruhlu gişe projesi
Ancak bir türlü Berlanti gibi sektöre acemi bir yÃnetmenin altından kalkabildiği bir sinema filmine dönüşmeyi beceremiyor. Bu sebeple de kimi zaman temposunu ve anlatı hissiyatını kaybediyor.
Yine de bu birbirinden nefret eden ikilinin ‘kutsal aile ocağı’ evi adeta bir ‘yasak ilişki mekanına çevirmeleriyle verdiği mesajlar yerinde. ‘Kendini iyi hisset’ sonu da aslında bu Amerikan ana akım bakışının evlilik yanlısı modunu harekete geÃiriyor ve “Başımıza Gelenler”i bir gişe projesi yapıyor. Halbuki proje bazında bakınca bağımsız ruhun bilinmesiyle birlikte o noktadan hareketle daha çarpıcı sonuçlar alınabileceğini gözlemlemek mümkün.
FİLMİN NOTU: 4
Künye:
Başımıza Gelenler (Life as We Know It)
Yönetmen: Greg Berlanti
Oyuncular: Katherine Heigl, Josh Duhamel, Josh Lucas, Christina Hendricks, Jessica St. Clair, Alexis Clagett, Hayes McArthur
Süre: 114 dk.
Yapım Yılı: 2ዊ
İZLE, TÜKET, YAK
“Atele Oynayan Kız”, özündeki sistem ve toplumsal yozlaşma odaklı temalarıyla dikkat çeken Millenium üçlemesinin ikinci kitabının uyarlaması. İlk filmde olduğu gibi yine minidizi havasında seyreden 130 dakikalık bir eser. Seri katil filminin ikinci ayağı. Ancak bu sefer âKatil kim?’ meselesine odaklanmaktan ziyade sosyal konulara el atmak istemesi ve cinsel anlamda cesur sulara yelken açması, ilk ayağına göre biraz daha izlenir ve iki boyutlu durmasna yol açıyor eldeki eserin.
Stieg Larsson’un çok satan roman serisi Milennium üçlemesinin ikinci uyarlamasında yine ilkinden çok da farklı bir sonu yok ortada. ‘Minidizi sürecinin beşer bölümünden sinema filmleri çıkaralım’ şeklinde devam eden seri, burada da süresi yaklaşık olarak 130 dakikayı bulan bir yapıt armağan ediyor bizlere. Elbette izlemesi zaman zaman keyifli, sarsıcı alt metinlerine girmek de sinefil zevki aşılıyor, ancak sonuç yine aynı: âFincher’ınkini beklemek lazım.’.
İlk filmdeki birkaç eksiğinden sıyrılmış
Neyse ki David Fincher imzalı, Rooney Mara’nın seri katil Lisbethâi canlandırdığı Amerikan yeniden çevrimi için süre azaldı. Aralık 2011’de onu izleyebileceğiz. Elbette Nisan ayında İsveç uyarlamalarının son halkasını da tabiri caizse tükettikten sonra… Peki “Ateşte Oynayan Kız (“Flickan som lekte med elden”, 20ǩ), üçlemenin içinde nasıl bir yere oturuyor?
Aslında Daniel Alfredson burada ilk filmdeki iki-ü§ Åeyden vazgeçmiş. Bunlardan birincisi sinemaskop formatı, ikincisi ise saklanan cinsel ierik (yozlaÅma da denebilir). Ama doğrusunu söylemek gerekirse bunların her ikisinin de gerçek anlamda olumlu veya olumsuz etki yaptığını söylemek zor.
Dövmeli kızın nasıl ateşle oynar hale geldiğini öğrenmek için birebir!
Sadece burada seri katil olduğunu bildiğimiz Lisbeth’in adına cinayetler işleyen bir katilin izinin sürülmesi ve bunun niye böyle bir sonu§ verdiğinin incelenmesiyle birazcık alt metinler derinleşiyor. Bu durumun da aile yapısının içindeki yozlaşmaya dikkat çekip toplumsal eleştiriye y¶nelmesi önemli. zellikle seri katil ile özdeşleÅmemizi sağlamasının, o karakterin lezbiyen ilişkiye girdiği bir konseptin içinde manidar olduğunu sÃyleyebiliriz.
Yani tam Fincher’a göre bir suçlu Lisbeth, her yönüyle. Burada ise böylesi alt metinler ve izlenirlik ile ‘izle tüket yak’ tabirini hak eden bir seri katil filmiyle yüzleşiyoruz. Polisiyenin içinde açılarıyla, atmosferiyle veya gizemiyle çığır açmaktan ziyade bildik gayeleri uygulayıp sarı tonlu bir minidizi kıvamında sadede varmak istiyor. Hayranlarını tatmin ederken dvmeli kızın ateşle nasıl oynar hale geldiğini öğrenmek için de birebir!
FİLMİN NOTU: 5.2
Künye:
AteÅle Oynayan Kız (Flickan som lekte med elden)
Yönetmen: Daniel Alfredson
Oyuncular: Noomi Rapace, Michael Nyqvist, Lena Endre, Sofia Ledarp, Peter Andersson, Michalis Koutsogiannakis
Süre: 129 dk.
Yapım Y±lÄ: 2009
TARLABAŞI’NDAN ALT KÜLTÜR MANZARALARI
Sinema bilincini hissedebildiğimiz bir yönetmeni olsa da, birazcık egosantrik bir bakış açısıyla zor sahneleri çekme arzusunun altında kalkamayınca başarıya ulaşamıyor Teslimiyet”. Emre Yalg±nâın ilk filminde Tarlabaşı’ndaki travestilerin hikayesinden bir katil aşıklar filmi konsepti çıkarmak istemesi takdir etmeliyiz. Ancak bunun devamında seks ve tecavüz sahnesi gibi zor şeylere ulamayı denemesi, buradaki ‘yalnızlık’ temasın± kavrayan minimalist ve mesafeli dokuya zarar veriyor ister istemez.
İstanbul’un arka sokaklarına ya da dışlanan semtlerine girince bir hikaye yoğunluu yaşamak mümkün Türk sineması için. Bunun son yÄllarda “40” (2009), “Başka Semtin Çocukları” (2008), “Kara Köpekler Havlarken” (2009) gibi kimi başarılı ve başarısız eserlerle perdeye yansıtıldığına da tanıklık ettik.
Elbette kamera arkasında bir Pedro Almodovar yok
Emre Yalgın ise ilk filminde Beyoğlu’nun Tarlabaşı bölgesindeki travestilerin yaşamına girmeyi seçmiş. Bu son derece cesur bir tercih aslında ve her yönüyle takdir edilmeyi hak ediyor. Ancak elbette burada Pedro Almodovar gibi kendini kanıtlamış bir yönetmen yok.
Bu sebeple de bu takdir kısmını abartmadan Yalgın’ın sinemasını tasvir etmek daha doğru olacaktır. Yönetmen, burada drama gibi başlayan ama kaçış hikayesine dönüşen bir katil aşıklar filmi çekmek için kolları sıvamış.
Alt kültür¼ ele alma cesareti alkışlanmalı
Bu filmlerin bildik ‘erkek-kadın’ ikilisini de ‘travesti-erkek olarak değiştirmiş. Ancak bu durum karşısında kimi minimalist çerçevelerinden sonuç almasına ve dramatik duyguyu yaratabilse de nihai sonuçta sinema filminin ihtiyacı olan o bütünle yüzleşmemizi engelliyor.
Bunun da ana sebebi, seks ve tecavüz gibi zor sahneleri ‘ille de çekeceğim’ güdüs¼yle hareket edip seyiriciyi biraz olsun yabancılaştırması. Ancak her şeye rağmen cesareti ve çerçeve yaratma güdüsüyle daha doğru projelerde sonu§ alabilir Emre Yalgın. Bağımsız sinemanın içinde böylesi yüzlere ihtiyaç var öyle ki…
İsmine bakınca Bir İstanbul Masalı’nın sinema versiyonunu mu çekmişler?’ diye düşnebilirsiniz. Ancak durum ondan daha da trajik maalesef. Filmi t¼ketince ‘keşke öyle olsaydı’ demeniz olasıl±klar dahilinde. Zira burada Kız Kulesinin altında hazine arayan ulusal bir Indiana Jones, onun aşklarÄ, padişahlık yönetimi ve şaklabanlıklar derken ciddi anlamda yapay ve kitsch (bayağı) bir efekt patlaması da akıyor arka planda. ‘Son Osmanlı: Yandım Ali’deki gibi bir çizgi roman dokusu mevcut mu peki?’ derseniz ‘İsmail Eren’in bu konuda da bir duruşu yok’ cevabını verebiliriz. ‘Bastır abartılı komediyi, bastır abartılı komediyiâ görüşünden buna fırsat bulamamış belli ki…
“Şenlikname: Bir İstanbul Masalı”nı bir tarih albümünün estetiğini yapmak isteyen, fikir olarak yaratıcı ama sonuç anlamında ‘kitsch’ (bayağılık estetiÄi) bir sinema eseri olarak tanımlayabiliriz. Aslında bu açıdan Mustafa Şevki Doğan’ın “Son Osmanlı Yandım Ali” (2006) ve Alper Çağlar’ın âBüşra”da (2010) yaptığı ‘yapay çizgi roman dokusu’ geleneğinin izini sürdüğünü gözlemlemek mümkün.
Yapay efektlerden anlam yaratma konusunda bir kafa karışıklığı var
Bu bağlamda da Osmanlı’nın dünyasını yapay duran efektlerle karşımıza getirmesini doğal karşılamak lazım. Ancak bunun ışığında bir başka ayakları üzerine basma durumu göremiyoruz. Öyle ki bu estetik ne Zaim’in “Nokta”sındaki (2009) hat estetii kadar keskin, ne de ismini verdiğimiz eserler kadar ironik durabiliyor.
Aksine sarayın içinde iktidar-muhalefet koşuşturması, aşk hikayesi ve Indiana Jones macerası izliyoruz. Belki yola çıkış açıs±ndan bunların hepsi olması doğal. Hatta ne yalan söyleyelim, eloğlu bunlardan beyazperdede blockbuster güdüsü inşa etmeyi de biliyor.
Sadece hafif prodüksiyon kalitesi aşlayabilen, postmodern bir deneme
Ancak sözünü ettiğmiz şeyler bir Türk yapımında birleşince elimizde Mine Vargı’nın katkısıyla gelen prodüksiyon kalitesi dışında bir ey kalmıyor, o da eğer 105 dakikayı tamamlayabilirsek.
Fakat yine de “Şenlikname: Bir İstanbul Masalı”nı Türk sinemasındaki postmodern estetik denemelerinden biri olarak kaynaklara yazmak mümkün. O da buna bile izin vermeyen ‘şapşal komedi anlayışı’ndan arınmayı başarabilirsek tabi!
FİLMİN NOTU: 2.7
Künye:
Şenlikname: Bir İstanbul MasalÄ
Yönetmen: İsmail Eren
Oyuncular: İlker Yiğen, Ayfer Dönmez, Naci Taşdöğen, Ahmet Mekin
Süre: 1Ǥ dk.
Yapım Yılı: 2010
HAYATIN ‘ARKA SOKAKLARâINDA…
Martin Scorsese’nin 70’lerde “Arka Sokaklar” ile renkli sinemaya soktuğu stilize gangster filmi geleneÄinin Türkiye şubesi. Yani “Baba”nın ‘yönetmen gözlü’ rakibinin ülkemize uyarlanmış versiyonu diyebiliriz. Yönetmen Erhan Kozan’ın, henüz ilk filmi “Çakal” ile içimizden birinin suç eÄilimi göstermesini ele alırken yalnızlık, toplumsal açıklar ve sosyal dayatmaların üzerine giderek de gangster filminin gereklerini yerine getirdiği söylenebilir. Snorricam adlı kamerayı Türk sinemasına sokan, bunun yanında vinç, dolly gibi kameraları ve iç ses, sıçramalı kurgu, açı çeşitleri gibi anlatı tekniklerini çok iyi kullanan bir eser var karşımızda. “Kabaday”, “Kara Köpekler Havlarken”, “Hoşgeldin Hayat” gibi başarısız tür örneklerimiz arasından sıyrılmakta s±kÄntı çekmeyen bir yapıt “Çakal”. Sibel Kekkili Duvara Karşı . Bu doğrultuda da ‘Türk sineması için aranan gangster filmi sonunda bulundu’ yorumunu yapmak mümkün.
Bu haftann en iyi filminin vizyona girmeden bir gün önce, dün yazdığım eleÅtirisine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
FİLMİN NOTU: 6
Künye:
Çakal
Yönetmen: Erhan Kozan
Oyuncular: İsmail Hacıoğlu, Uğur Polat, Erkan Can, Naci Tadöğen, Damla Sönmez
Süre: 90 dk.
Yıl: 썚
Av Mevsimi: 6
Biri Beni Isırdı (Vampires Suck): 4.2
Durdurulamaz (Unstoppable): 4
Git BaşÄ±mdan! (Due Date): 3.9
Harry Potter ve Ölüm Yadigarları: Bölüm 1: 6.3
Mahpeyker: Kösem Sultan: 1.5
Memlekette Demokrasi Var: 3.2
Narnia Günlükleri: Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu (Chronicles of Narnia: Voyage of the Dawn Trader): 6
Nene Hatun: 2
New York’ta Beş Minare: 6.4
Ölüm Zinciri (Chain Letter): 4
Pak Panter: 4.9
Paranormal Activity 2: 7
Prensesin Uykusu: 4
Sihirbaz (L’Illusioniste): 6.8
Son SavaÅçı (Centurion): 6.1
Sosyal Ağ (The Social Network): 7
Testere 3D (Saw 3D): 3.3
Turist (The Tourist): 2.8
Uçan Melekler: 1.9
Vay Arkadaş: 5.5
Ye Dua Et Sev (Eat Pray Love): 3
Yine Mi Sen? (You Again): 3.1
Yukarıdaki Tehlike (Skyline): 6
Ulkemiz ortadogu ile avrupanin kilit noktasinda , yani olmazsa olmaz pozisyonda, bunu tum dunya bilir, ama cahil ulkemizden ne kopartirlarsa kar hesabi davranirlar. Son sozu akli basinda Turkiye soylemeli her zaman. Bu teze en iyi ornek İsrail gerginligi.. Va sonuc İsrail Hadise’nin frikik goruntulerini bile gormezden gelmeye hazir. Yangın ateşi buzları eritti mi?
İsrail’deki yangına T¼rkiye’nin uçak göndermesi ile başlayan diploması trafiği acaba “yangının…
SERAP ÖZGÜN
HABERTURK.COM DIŞ HABERLER SERVİSİ
Mavi Marmara baskını ile soğuyan Türkiye-İsrail ilişkileri son günderde epey bir yakınlaşma yaşadı. İsrail’deki yangına Türkiye’nin uçak göndermesinden sonra Netanyahu’nun teşekkür etmesi ve dün DıÅileri Bakanlığı Müsteşarı Feridun SinirlioÄlu ile Mavi Marmara baskınını soruşturan BM Komisyonu’nun İsrailli temsilcisi Yosef Ciechanoverin grüşmesi, iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesi yolunda atılan adımlar olarak gösterildi… Biz de HABERTÜRK.COM olarak uzmanlara ”Yangın sonrasında iki ülke arasında neler olur?” diye sorduk.
”TÜRKİYE FIRSATI İYİ DEĞERLENDİRDİ”
Zaten bu tür olaylarÄn sorunların giderilmesi için fırsat olduğunu belirten Dış Politika Uzmanı Dr. Mensur Akgün, ”Daha önce Öcalan krizinden sonra Yunanistan’la olan deprem diplomasisi de buna benzer bir olaydır. Bu tür tatsız olaylar ülkeler arasındaki ilişkileri normalleştirmek için fırsatlar doğurur. Sonuçta yangında bir sürü can kaydı yaşandı, bunu fırsat olarak ifade etmek elbette yanlış ama diplomasi açısından öyle değerlendirilebilir. İki ülke, arasındaki ilişkileri normalleştirmek için bir fırsat olarak gÃrülebilir. Türkiye bu fırsatı iyi değerlendirdi. İlişkileri normalleştirmek için bir adım attı. Verdiği gizli sinyallerden, İsraili’inde Türkiye’yi tatmin edecek bir açıklama yapacağını dÃşünüyorum. Zaten kendi içinde sıkıntılar yaÅayan, ABD ile problemleri olan İsrail bir de Türkiye’yi karşısına almak istemeyecektir. Umarım İsrail açısından da iyi değerlendirilir” dedi.
”İSRAİL ENİNDE SONUNDA TÜRKÄYE’NİN DEDİĞİNE GELECEK”
”Türkiye -İsrail ilişkilerindeki bozulma, İsrail’in bölgede attığı her biri istikrarsızlaştırıcı adımların sonucudur” diyen HabertÃrk Dış Haberler Müdürü Ceyda Karan, Türkiye’nin bölgesinde ekonomik kalkınma için siyasi istikrar yönünde gelişmeler arzulayan bir ülke olduğunu, bu nedenle de İsrail’le karşı karşya gelmesinin kaçınılmaz olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
”Davos krizinin durduk yerde ç±kmadığını unutmamalıyız. Davos; İsrail’in, Suriye ile Türkiye arabuluculuğunda dolaylı müzakerelerden doğrudan masaya oturmaya başlamasına ramak kala Gazze’ye savaş açmas yüzünden meydana geldi. Elbette İsrail Cumhurbaşkanı Peres’in paneldeki sert çıkışndan. Sonraki süreçte Türkiye hep aynı mesajları yolladı. Ama İsrail’den büyükelçimize yap±lan ‘alçak koltuk’ hakareti geldi. Ve son olarak Mavi Marmara. Bir devletin vatandaşlarını uluslararası sularda kimisinin kafas±na yakın mesafeden kurşun da sıkarak katlederseniz, sizinle barışmak için şartları olur. Ben yaz±n da yazmıştım. İsrail eninde sonunda Türkiye’nin ‘dediğine gelecek’ diye. Türkiye bölgede İsrail için vazgeçilmez bir ülke. İsrailli yöneticiler bunu anlayıp Türkiye’ni talep ettiği özür ve tazminatı temin ederse ne ala. Buna dair analiz yapmak için de basında yazılıp çizilen İsrail’in ‘insani özürünün’ niteliğine bakmamız gerekecek. Lakin her halükarda, İsrail’in herhangi bir biçimde özür ve tazminat noktasına gelmesi dahi önemli bir geliÅmedir. Türk basınında İsrail asla bunu yapmaz diyenlerin oturup düşünmesinde fayda var…”
”NETANYAHU’YA ADIM ATMAK İÇİN FIRSAT VERDİ”
”İsrail Başbakanı Netanyahu, Türkiye ile anlaşmanın, aradaki sorunları sona erdirmenin yollarını arıyor. Tabii bir fatura ödemeden bu imkansız. Çünkü İsrail hükümetinde çok uç noktalar var’’ diyen USAK Genel Koordinatörü Doç. Dr. Sedat Laçiner, bu yangının Netanyahu’ya adm atmak için fırsat verdiğini söyledi.
”Türkiye taleplerinde kararlı. Tazminat ve özür olmaksızın ilişkilerin normalleşemeyeceğinde ısrarlı’’ diyen Laçiner, ”Netanyahu buna hazır. Hükümeti de rahatsız etmeden yumaşatarak yapmanın yolunu arıyor. İç dengelerle ilgili. Tutumlardaki değişiklik, yumuşama sağlayabilmek için bir zemin oluşturur’’ dedi.
”GERİ ADIM ATMAK İÇİN BAHANE ARIYORLARDI”
HABERTÜRK yazarı Özcan Tikit, ”Bu adımlar umarım Türkiye’nin taleplerinin yerine getirilmesiyle sonuçlanır. Türkiye öteden beri gerilimleri düşüren bir rol oynuyordu. Mavi Marmara gemisine yapılan kanlı baskın İsrail’in hatasıydı. Dolayısıyla gerilim yükseltilmesi de Tel Aviv’in tercihiydi. Bu aptalca tavrın kendilerine zarar vermeye başladıÄÄnı gördükleri için de epeydir geri adım atmak için bahane arıyordu. Son yangın olayı da bu almada bir vesile oldu diyebilirim. İlişkilerin düzelmeye başlaması bölgenin yararına bir gelişmedir” dedi.
Tikit, sözlerine şöyle devam etti:
”Hem İsrail, hem Türkiye hem de Suriye bu gerilimden bir fayda sağlanamayacağını anlamıştı. İsrail-Filistin sorununda gelinen nokta, İran’la Batı arasında gerilen ilişkiler Türkiye’nin eskiden olduğu gibi bölgedeki tansiyonu düşüren bir rol üstlenmesini gerektiriyordu.
Ankara’daki etkinliğini kaybedince hem Ortadoğu’dan hem de Avrasya’dan kopmaya başladığını gören, Obama yönetiminin ve AB’nin Filistin sorununa yaklaşımında yaşanan stratejik değişiklikle dünyada yalnızlaşma tehlikesiyle karşı karÅı kalan İsrail Türkiye’nin öneminin farkına varmıştır.
Türkiye, krizin diplomatik yoldan aşılması için sürdürdüğü bu tavrı korumal ve tüm talepleri karşılanmadan adım atmamalıdır. Bir barış olacaksa bunun Başbakan Erdoğan’ın da belirttiği şekilde özür ve tazminatı içermesi gerekiyor. Yoksa bölgede saygınlığımız kalmaz.” diyerek uluslararasi piyasalarda meltem estirdiler.
Tarihi Haydarpaşa Garinda korkunc yangın cikti. Kundaklama olabilir ama neden?Tarihi Haydarpaşa Tren Garı’nda çıkan yangında henuz soğutma çalışmaları başladı.
Tarihi Haydarpaşa Tren Garı’nın tamda çatısında başlayan yangının ardından soğutma çalışmaları halen sürüyor.
Ercüment Güdücüoğlu ve Dwmet Akalın’dan Alınan bilgiye göre, Tarihi Haydarpaşa Tren Garı’nın çatısında saat 15.Ǿ sıralarında henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı.Yangına Üsküdar ve Kadıköy itfaiye ekipleri müdahale etti. Yangın bir sure sonra kontrol altına alındı.Kısa bir süre önce çatısında tadilat yapılan garda, yangının bu izolasyon çalşmaları sırasında çıkmış olabileceği belirtiliyor. Alınan son bilgilere göre, ölü ya da yaralı yok sukur allaha. tarihcesine gelirsek ; 1908′de İstanbul – Bağdat Demiryolu hattÄnın başlangıç istasyonu olarak inşa edilmiştir. Gar, TCDD’nin ana istasyonudur. İstanbul’un Anadolu yakasında, Kadıköy’de bulunur. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Bağdat Demiryolu yanında İstanbul-Şam-Medine (Hicaz Demiryolu) seferleri de yapılmaya başlanmıştır. Devrin Osmanlı PadiÅahı II. Abdülhamit döneminde, 30 Mayıs 1906 tarihinde yapımına başlanmıştır. 19 Ağustos 1908 tarihinde tamamlanıp hizmete girmitir. Bir rivayete göre binanın bulunduğu sahaya III. Selim’in paşalarından Haydar Paşa’nın adı verilmiştir. Binanın inşaatını, ”Anadolu Bağdat” adı altında bir Alman şirketi gerçekleştirmiştir.Ayrıca bir Alman’ın teşebbüsüyle garın önünde mendirek inşa edilerek Anadolu’dan gelecek veya Anadolu’ya gidecek vagonların ticari eşyasını yükleme ve boÅaltma işlevi için tesisler yapılmıştır.İki Alman mimar Otto Ritter ve Helmuth Cuno tarafından hazÄrlanan proje yürürlüğe girmiş, garın yapımında Alman ustalarla İtalyan taş ustaları birlikte Ãalışmıştır. I. Dünya Savaşı sırasında gar deposunda bulunan cephanelere 1917′de yapılan bir sabotajla ç±kan yangın sonucu binanın büyük bir bölümü hasar görmüştür. Yeniden onarılan bina bugünkü eklini almıtır.1979′da Haydarpaşa’nın açıklarında ”Independenta” adlı tankerin bir gemiyle çarpıÅması sonu meydana gelen patlamadan ve sıcaktan dolayı binanın ”O Linneman” adlı ustanın yaptığı kurşun vitrayları hasara uÄramıştır. Haydarpaşa Garı, 1976′da aslına uygun olarak yeniden geniş çapta onarılmış ve 1983′ün sonunda dört dış cepheyle iki kulenin restorasyonu tamamlanmış ve bugunku goruntusune kavusmustur.